Sineklerin Tanrısı, 3.Dünya Savaşı sırasında çok sayıda çocuğu taşıyan uçağın saldırı sonucu ıssız bir adaya düşmesini konu aldığınından bahsetmiştim. Sineklerin Tanrısı'na psikolojik bir roman denmesinin nedeni bir adada ebeveynsiz kendi çabalarıyla yaşayan her yaştan çocuğun kendi içinde yaşadıkları farklıdır. Bir yandan hem korkarlarken, bir yanda da burada kalmak istememektedirler.
Fakat ada yaşantısına da alışmalıdırlar çünkü başka şansları yoktur. Adanın lideri belirlenir: Ralph.
Ralph bu işi başaracağını düşünemez ilk başta ama sonra kendini buna inandırır. Ralph'ın oy birliğiyle lider olmasını istemeyecekler olabilir elbette.Kim günümüzde birbirine karşı çıkmaz ki. Ralph'ın yanında ilk günden beri olan bir de Domuzcuk vardır. Domuzcuk, şişman, sarışın ve gözlüklüdür. O gözlük ne kadar önemli! Nedenini anlamak zor olmasa gerek. Domuzcuk'un adını hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz maalesef. William Golding bizlerle paylaşmamış çünkü olayın asıl çatışma noktası burası aslında. Hayatı boyunca bir lakap ile yaşamak. 'Kambur Hafız' daki olay 'Domuzcuk' lakabına dönüşmüş. Bu tam bir ahmaklık. Bir insan zayıflar, gözlüklerden kurtulur ama sen karakterini değiştiremezsin. Domuzcuk neler yaşadı kim bilir. O kadar da duygusal birisi ki.
Gelelim Simon'a. Simon adayı tek başına keşfe çıkmıştır. Hatta diğer çocuklardan habersiz kendine bir yer bile bulmuştur. Barınak gibi. Yazarın da dediği gibi en akıllı kişidir. İlerki bölümlerde yaşanacak canavar krizine son vermek isteyecek ama o sırada can verecektir. Hayatın ilginç yanı da bu insanların önyargılarını değiştiremezsiniz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder